1001 album

‘dinlememiz gereken’ 1001 albüm üzerine notlar

Tree of Rock

Rock müziğin genetik haritası üzerine mixtape’ler

yazılar

yayımlanmış, yayımlanamamış yazılar

Ev » yazılar

Gerçekliğin ‘Zarif’ Dehşeti: Sabbath Bloody Sabbath

Yazan: on October 3, 2012 – 8:17 pmYorum Yok

Korku edebiyatının en önemli ismi Edgar Allen Poe’nun  tek romanı ‘Arthur Gordon Pym’in Öyküsü’, yayımlandığında edebiyat dünyasından olumlu yorumlar alamamış olsa da,  Melville’den, Verne’e; Baudelaire’den Henry James’e kadar edebiyatta büyük izler bırakan bir roman olarak tarihe geçer. Zamanın edebiyat dünyasında ‘sonu belirsiz bir roman’ olarak anılan bu başyapıtta şöyle der Poe: ‘Kelimeler, kendi gerçekliklerinin zarif dehşeti olmadan, aklı etkileme gücüne sahip değillerdir.’[1]. Poe’nun korkuyla beslenen edebiyatının bir ürünü olan bu cümle, sadece yeni bir edebi kurgu türünün ‘motto’su değil, aynı zamanda sinema, televizyon, çizgi roman, müzik gibi geniş bir üretim/tüketim yelpazesinde de ‘korku’ odaklı işlerin kaynağı olmuştur.

Poe’nun hayal gücüyle edebiyattaki yerini sağlamlaştıran ‘korku’ temasının popüler müzikte kendine yer edinmesi ise bundan tam 40 sene önce, gerçek ‘korku’yu yaşayan bir neslin 4 genç üyesi sayesinde olabilmiştir. Bahsettiğim bu dört genç adamın kendilerine bir İtalyan korku filminden[2] esinlenerek verdikleri isim, yapacakları müziğin en güzel işareti olmuştur: Black Sabbath!

‘60lı yılların çiçek, barış, aşk çocuklarının müzikle özdeşleşen ütopyasının karanlık bir distopyaya dönüşmesi; müzikal kahramanların ölümleri(Morrison, Hendrix, Joplin vs.),  Vietnam Savaşı ve Manson Ailesi’nin işlediği cinayetlerle birlikte kaçınılmaz hale gelir. Müziğe Earth adını verdikleri blues-rock topluluğuyla başlayan Ozzy Osbourne, Tony Iommi, Geezer Butler ve Bill Ward, ortaya çıkan bu karanlık tabloyla birlikte isimlerini ve müziklerini değiştirtirerek müzik tarihine geçmek için ilk adımı atarlar. Kurulduktan yaklaşık 2 sene sonra çıkardıkları ilk albüm ‘Black Sabbath’, korku filmlerinden fırlamış kapağı, ters-haç şeklindeki kitapçığıyla* 13 Şubat 1970, Cuma günü müzik piyasasıyla buluşur. Yağmur, çan ve gökgürültüsü sesleriyle başlayan albümün ilk şarkısı Black Sabbath, müzik teorisinde ‘diabolus in musicus’ diye anılan ses aralığı kullanarak yazılır ve kendisinden sonraki tüm korku temalı heavy-metal, goth türlerinin ilk örneği olur. Tüm bu ‘ipuçları’nı biraraya getiren dönemin müzik insanları ise çaresizce Black Sabbath’ı ‘şeytan müziği’ yapmakla suçlarlar. Black Sabbath, 20.yy müzik tarihinde, ‘şeytan müziği’ ifadesinin blues’dan sonra kullanıldığı ilk albüm olarak bir kere daha tarihe geçer.

Black Sabbath, iki gün içinde kaydettikleri ilk albümlerinden dört ay sonra ikinci albümleri Paranoid’in kayıtlarını tamamlar. Beş gün süren kayıtların son gününe kadar ‘War Pigs’ adıyla çıkacağı sanılan albüm, Iommi’nin stüdyoda spontan bir riff çalmasıyla ortaya çıkan Paranoid şarkısının adını alır. 3 dakikaya varmayan bu şarkı,  hızlı ve sert riff’leriyle, Ozzy’nin blues’un zehrini yutmuş sesiyle birleşince müzik dünyasında yepyeni bir türün kapıları açılır. Ünlü beat kuşağı yazarı William S. Burroughs’un 1962’de yayımlanan romanı The Soft Machine**’nde bahsettiği ‘heavy-metal’, müzikal kimliğine kavuşurken, Black Sabbath da Led Zeppelin’le birlikte, ölümsüz heavy-metal topluluklarının adamakıllı ilk örneklerinden biri olmayı başarır.  Black Sabbath’ın imzası haline gelen gotik ve karanlık sound’un altındaki en büyük yaratıcı güç ise kuşkusuz ki Tony Iommi’dir.  Geçirdiği kaza sonucu bir parmağı kısa kalan Iommi, parmağına geçirdiği bir şişe kapağıyla çaldığı minor riff’leri, zaman zaman bas amfisine taktığı gitarı ve sonraki yıllarda yaralı parmağı sebebiyle değiştirdiği gitar akortuyla*** ‘heavy-metal riff’ini tanımlayan gitarist olur.

Paranoid sadece getirdiği müzikal yeniliklerle değil, aynı zamanda savaş karşıtı duruşuyla da karanlığa gömülmüş neslin müzikteki yansımasıdır. Öte yandan Black Sabbath, bir neslin ruh halinin şifrelerini müziğiyle çözmeyi başarabilen ender topluluklardan biri olmaya başarmıştır. Yarattıkları karanlık sound, ‘80lerin goth sound’unun ve heavy-metal denebilecek her türlü topluluğun müziğinin yapı taşı olmuştur. Hippie hareketinin sonuyla birlikte suya düşen hayallerin ütopikliği, acımasız bir gerçekçilikle dünyaya sunulurken; toplumsal ve politik bilinç dahilinde müzik yapmanın ilhamı, belki de Bob Dylan’dan sonra ilk kez, en karanlık ve en gerçekçi şekilde Black Sabbath’la birlikte sonraki nesillere miras kalmıştır.

Bu mirasın 40.yılı kutlu olsun!

Not: Bu mirasın 40.yılını Ozzy Osbourne izleyerek kutlamak isteyenler, 30 Eylül’de, Turkcell Kuruçeşme Arena’daki konseri kaçırmasın.

 

[1] The narrative of Arthur Gordon Pym of Nantucket, Modern Library classics, Paperback Classics Series, 2002, p.97

[2] I Tre volti della paura, 1963, Mario Bava

* Bu kitapçık Black Sabbath’tan habersizce Vertigo Records tarafından albüme konmuştur.

** The Soft Machine, aynı zamanda Robert Wyatt’ın ilk topluluğuna da isim babalığı etmiştir.

*** Iommi ilk 2 albümde bahsedilen akort değişikliğini yapmamıştır. 1971’deki Masters Of Reality albümüyle birlikte gitarini Mi’den Do#’e 3 yarım aralık aşağıya kaydırarak akort etmeye başlamıştır.

Bu yazı kargamecmua Haziran’10 sayısında yayımlanmıştır.

Comments are closed.