Albüm Köşesi

Bitmeyen beatler

Şair Müzisyenler

Ev » 2009, son yazı

Pes Seslerden Bir Gökkuşağı*

Yazan: hankendi on July 11, 2009 – 8:20 amYorum Yok

* Bu yazı Milliyet Sanat Temmuz 2009 sayısında yayımlanmıştır.

Yaşayan müzik efsanelerinin bir araya gelerek oluşturdukları topluluklar, müzik dünyasının en heyecan verici projeleri olarak değerlendirilir. Ancak itiraf etmek gerekir ki, kağıt üzerinde kusursuz olacağı tahmin edilen bu all-star toplulukların performansları her zaman beklenildiği kadar etkileyici olmuyor. 16.Uluslararası İstanbul Caz Festivali kapsamında dinleme fırsatı bulacağımız taze all-star topluluk S.M.V’nin performansı ise kağıt üzerinde hayal edilenlerden geri kalmıyor. İlk kez 2007 senesinde aynı sahneyi paylaşan üç büyük bas virtüözü Stanley Clarke, Marcus Miller ve Victor Wooten; Ağustos 2008’de S.M.V adı altında çıkan ilk albümleri Thunder’ın müzikal ahengini 8 Temmuz günü Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’ne taşıyacaklar.

smv_in_singapore

Bu üç büyük isim arasında şüphesiz ki en tecrübeli isim Stanley Clarke, ‘70’lerin başından yani ‘fusion’ın emekleme döneminden günümüze kadar elektrik basın cazdaki yerini tanımlayan en önemli isimlerden biri. ’80 sonrası her kuşak basçının başucu albümlerinden biri olan School Days’in yanı sıra, Chick Corea ile yürüttüğü Return to Forever projesiyle caz adına çokça müzisyene yol göstermiş yaşayan bir efsaneyi İstanbul’da dinlemek büyük bir şans olacak. Marcus Miller, Clarke için ‘Çaldığımız herşeyin içinde ondan bir parça var. Çünkü mucit olan o.’ derken; Victor Wooten, Clarke’ı S.M.V içinde bir ‘baba figürü’ ve ‘master jedi’ olarak tanımlamış. Bu sözler Clarke için tüm söylenecekleri en net biçimde özetliyor.

Geçtiğimiz senelerde Türk dinleyicilerle buluşmuş olan ve dolayısıyla ülkemizdeki cazseverlerin tahminimce en yakından tanıdığı isim Marcus Miller; Stanley Clarke ve Jaco Pastorius sonrası kuşağın en önemli basçısı olarak anılıyor. Miles Davis’in ‘80lerdeki ‘elektrik caz’ dönemine basıyla imzasını atan Miller’ın eklektik müzik anlayışı, S.M.V’de de kendisini hissettiriyor. Miller’ın 2000 sonrası albümlerindeki R&B ağırlıklı ritim ve melodileri S.M.V’nin de müzikal yelpazesini genişletmiş. Müzisyenliğinin yanısıra prodüktör yanını da S.M.V’ye taşıyan Miller, bu üçlünün farklı müzik anlayışlarının kayıpsız bir şekilde dinleyicilere aktarılmasında da büyük bir rol sahibi.

Victor Wooten ise son yılların en dikkat çeken basçısı olarak S.M.V’nin son kuşak temsilcisi. Wooten, solo çalışmalarının yanı sıra Bela Fleck & The Fleckstones, Vital Tech Tones gibi önemli topluluklardaki performansıyla caz dünyasında sağlam bir yere sahip. Miller’daki R&B etkileri, Wooten’da karşımıza funk ve bluegrass olarak çıkıyor. 2000’lere kadar sadece hızlı bir basçı olmakla eleştirilen Wooten, özellikle son albümü Palmystery ile hem müzisyenliğini hem de besteci potansiyelini caz dünyasına kabul ettirmiş durumda. S.M.V kayıtları için ‘Kendimi 10 yaşında, etrafını hayranlıkla izleyen bir çocuk gibi hissettim.’ diyen Wooten, sahnedeki sempatik tavırlarıyla ve kendine has sololarıyla konserin en renkli ismi olacak diye tahmin ediyorum.

Bu üç önemli müzisyeni, birlikte ortaya koyacakları performanstan bağımsız, aynı sahnede görebilmek bile tüm müzikseverler için bir nimet. Albümleri Thunder’a bakınca, performanslarının da çoğu dinleyiciyi tatmin edeceğini söyleyebilirim. Karşımızda farklı kuşaklardan, farklı müzikal profile sahip üç müzisyen olunca, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde müzikal anlamda bir gökkuşağı izleyeceğimiz kesin. Herbiri bas gitarın ses skalasını farklı şekillerde genişletmiş bu üç ismin S.M.V’deki en önemli başarısı, müzikal zenginliklerini bir karmaşaya dönüştürmeden dinleyicilerine iletebiliyor olmaları. Belki de başarılı all-star topluluklarının sırrı da burada yatıyor. Dolayısıyla S.M.V, uzun yıllar hayranlıkla hatırlanacak projelerden biri olacak gibi görünüyor. Bu öngörüler ışığında bize düşen ise 8 Temmuz gecesini bu üç harika adama ayırmak ve müziğin keyfine varmaktan başka birşey değil.

Comments are closed.