Bir düşüşün hikayesi: Falling Down a Mountain*
March 9, 2010 – 1:31 am | Yorum Yok

*Bu yazı kargamecmua’nın Mart 2010 sayısında yayımlanmıştır.

Az çekmedik, içimizi kemiren dumanlı bariton seslerden. Cohen’in o ünlü mavi yağmurluğuyla yağmurda şemsiyesiz yürümenin güzelliğini keşfettik. Curtis’le ‘izolasyon’un bazen bir gereklilik olduğunu anladık. …

Devamini oku »
Albüm Köşesi

Bitmeyen beatler

Şair Müzisyenler

son yazı »

Bir düşüşün hikayesi: Falling Down a Mountain*
March 9, 2010 – 1:31 am | No Comment


*Bu yazı kargamecmua’nın Mart 2010 sayısında yayımlanmıştır.

Az çekmedik, içimizi kemiren dumanlı bariton seslerden. Cohen’in o ünlü mavi yağmurluğuyla yağmurda şemsiyesiz yürümenin güzelliğini keşfettik. Curtis’le ‘izolasyon’un bazen bir gereklilik olduğunu anladık. Waits’le, viski içmenin sağlığa her zaman zararlı olmadığını, Cave‘le ise aşık olduğumuz ama aşkımızın karşılığını bulamadığımız kadınlara, cevabını bile bile ‘Beni seviyor musun?’ diye sormayı ya da tanrıya ‘Hadi gel biraz dışarda yürüyüp sonbahar havasını soluyalım.’ diyebilmeyi öğrendik. Bilmeye değer şeylerin öğretilemeyeceğinin(1) farkında olarak ve sadece kendi hikayelerini anlatarak bunu başaran bu isimleri, Tindersticks’ten bahsetmeye başlamadan önce anmadan edemedim. Zira topluluğun vokali ve şarkı yazarı Stuart Ashton Staples, efsaneleşmiş bu isimlerin ‘90lardaki yansıması olarak bizi ihya etmeye devam ediyor.

Bariton bir hikaye anlatıcı, caz, soul etkileşimli bir tempo ve kusursuz yaylı düzenlemeler ile dönemin grunge, britpop egemenliğindeki atmosferinde, seslerini duyurabileceğine inananan 6 müzisyen, Tindersticks çatısı altında toplandığında sene 1991’di. 2003 yılına kadar yaptıkları, birbirini aratmayacak 6 albüm ile müzik dünyasındaki kendilerine has, ayrıksı yerlerini çoktan edinmiş olan Nottinghamlı topluluk, 2006 senesinde kurucu 3 üyesinin ayrılmasıyla ufak çaplı bir deprem atlattı. Özellikle multi-enstürmentalist Dickon James Hinchliffe’in ayrılması, Tindersticks’in imzası haline gelen sound’un bir daha yakalanamayacağı konusunda ben dahil, çoğu müzikseveri şüpheye sürüklemişti. Aslında bu şüphelerin yersiz olmadığını 2008’deki dönüş albümleri The Hungy Saw ile görmüştük. Evet, Tindersticks’in imzası artık değişme yolundaydı, ama neyse ki isabetli yöne doğru bir değişim yoluydu bu.

Nick Cave, Tom Waits, PJ Harvey gibi isimlerle çalışan trompetçi Terry Edwards’ın fusion kokulu, mırıldanan eşlikleri ve jazzy ritimlerle açılan albüm, Staples’ın yolunda gitmeyen ilişkileri anlatan hikayelerine de ‘Bir dağdan düşüyorum/Neden gelmiyorsun, yakala beni.’ dizeleriyle başlıyor. Staples’ın ‘motown’a borcunu ödediği ‘Harmony Around My Table’, albümün doo-wop vokalli, glockenspiel’lı majör tondaki zirvesini oluşturuyor. 2006’da kan kaybeden topluluk, bu kayıpların nasıl yeni kapıların kilidi olabileceğini ‘Peanuts’ ile göstermiş. Kanadalı kült vokal Mary Margaret O’Hara ile Staples’ın düeti, alıştığımız Tindersticks yaylı düzenlemelerinden uzak minimal bir ballad. ‘Sen fıstığı seviyorsun, benim için farketmez/Ben seni seviyorum/O zaman ben de seviyorum fıstığı.’ sözleriyle bir ilişki muhasebesi yapan ikilinin uyumu dinlemeye değer. Calexico’yu andıran ispanyol gitar ritimleri ve viyolonsel, flüt eşlikli ‘She Drove Me Down’ ve Velvet’in Loaded albümünde dinlesek şaşırmayacağımız nitelikteli ‘Black Smoke’, Tindersticks’in evrilen sound’unun en büyük iki kanıtı. ‘She Drove Me Down’daki ‘Beni bir tren gibi sürdü/Hızla ileriye atılan buharlı bir tren gibi’ dizeleri ise Staples’ın ilişkilerin portresini çizdiği bir tablo haline getiriyor şarkıyı. ‘No Place So Alone’daki güçlü organ ve gitar eşlikleri ise Tindersticks’te eksilen seslerin nelerle doldurulmaya başlandığını gösteren kırılma noktalarından biri. Kapanışı ise Staples’ın vazgeçilmezi olan melankolisinin iki ürünü, iki piyano şarkısı yapıyor. ‘Factor Girls’ ve ‘Piano Music’ ile birlikte Staples’ın bu 10 şarkılık ‘dağdan düşüşü’ne ilk anından son anına kadar tanıklık etmiş oluyoruz.

Ne kadar içimizi kemirse de müzik dünyasının bu dumanlı seslere her dönem ihtiyaç duyduğu bir gerçek. Lanegan, Staples gibi popüler kültür sahnesinde göreceli olarak alt-akım olarak nitelendirilebilecek isimlerin bu ihtiyacımıza karşılık verebilmeleri, müzik dünyasında işlerin hala bir nevi yolunda gittiğinin göstergesi. Bakalım ‘10lu yıllar bize yeni baritonlar sunacak mı, bekleyip göreceğiz.

1: Oscar Wilde – A Few Maxims For The Instruction Of The Over-Educated


25 yıl
February 14, 2010 – 10:21 am | No Comment
25 yıl

14 Subat, kutlanilmasi gereken bir gun ise The Smiths dinleyerek kutlanilir.

14 Subat 1985

ne var ne yok?
February 5, 2010 – 6:39 am | No Comment
ne var ne yok?

Geçen hafta saydıklarımın dışında bu hafta da iyi şeyler dinleme fırsatı buldum. Sade’nin albümü Soldier Of Love artık ortalıkta kolaylıkla bulunabiliyor. Ben henüz çok ısınamadım albüme, ama kredisi bol bende Sade albümlerinin. Bu hafta için …

Nerde kalmıştık?
January 27, 2010 – 4:26 am | No Comment
Nerde kalmıştık?

Adamakıllı birşeyler yazmayalı neredeyse bir sene oldu. Yeni bir yıla girildi, herkes 2009 listeleri yaptı. Onu bile kaçırdım. Herneyse. Zararın neresinden dönersek kardır. Yazmadığım dönemde de çok iyi albümler çıktı ama onları şimdilik ıskalayıp kaldığım …

kind woman
January 14, 2010 – 11:39 pm | No Comment
manyetik balina
September 24, 2009 – 6:07 am | No Comment
manyetik balina

Noah And The Whale ismini ilk gördüğümde The Squid and The Whale filmini yeni izlemiş ve oldukça sevmiştim. Noah And The Whale’i  dinlememe sebep olan şey de bu güzel filmin adını andıran isimleri olmuştu. Bu …

‘eraser thom’
September 20, 2009 – 3:33 am | No Comment
‘eraser thom’

Radiohead‘in son kaydını burada paylaştıktan sonra Thom Yorke’un son ’single’ından da bahsetmeden geçmeyelim. 3 Eylül’de internette yayınlamıştı Thom Yorke bu şarkıyı, 21′inde de 12” olarak piyasada olacakmış. Şarkının ilginç kısmı ise 2001 senesinden beri Thom …

Ford ve ‘Foucault vs. Last.Fm’
September 16, 2009 – 8:17 am | No Comment
Ford ve ‘Foucault vs. Last.Fm’

Büyük gitarist Robben Ford‘un son albümü Soul On Ten‘den bir parça ile yeni albümler serisine devam ediyorum. Canlı kayıtlardan oluşan albüm Ford’un fusion, blues, rock, funk gibi vazgeçemediği ‘genre’ların bir toplaması gibi olmuş desek yanılmış …

Knopfler, Radiohead; tadımlık.
September 15, 2009 – 8:11 am | No Comment
Knopfler, Radiohead; tadımlık.

Knopfler de beklenildiği gibi albümü Get Lucky‘i yayınladı. Albümü daha çok dinlememiş olsam da ilk izlenimim (özellikle de açılış parçasıyla birlikte) şu oldu: ‘Birisi çıkıp Knopfler’e bu geleneksel ada müziği takıntısından kurtulmasını söylese keşke.’. Tamam …

son çeyreğin kıymetlileri
September 12, 2009 – 5:53 am | No Comment
son çeyreğin kıymetlileri

2009 sonbaharının akıllarda kalan albümleri olacağını düşündüğüm 3 albümden söz etmeden geçmeyeyim.
Londralı 4′lü The XX ve çıkış albümleri XX, bu aralar oldukça söz edilen albümlerden biri. Hafif karanlık, hafif pop ama nitelikli altyapılar bu albümü …

yaz mahmurlugu
August 22, 2009 – 9:41 pm | No Comment

uzun bir suredir guncellenmesi gereken kisimlari ihmal ettim ve yazi yazmadim. sebebi yaz mahmurlugudur. kitalararasi seyahatler vs. derken koca bir yaz gecmis ve pek birsey yazmamisim. eylul’le birlikte bu mahmurlugu atacagimi dusunuyorum. cazirti.com’un terkedilmis bir …